18 Eki

Eastern Promises

Bir Cronenberg filmi seyrettiğinizde aklınıza üşüşen ilk fikirler sinemanın kesinlikle sadece sinema olmadığı, perdede akan hikayelerin kurgunun ötesinde günlük hayatta çok kalıcı izleri ve yerleri olduğu gibi seyirciyi düşünmeye sevk edecek fikirlerdir.

Usta, filmlerinde insan doğasının en ücra köşe ve labirentlerinde bazen içgüdüsel bazen bastırılmış bazen de yönlendirilmiş taraflarına çekinmeden, ayrıksı metodlarla, şiddeti estetize etme yoluyla, muhteşem görsel unsurlar ve metaforik bir anlatım tarzıyla gezintiye çıkartır izleyiciyi. Ele aldığı konuların evrenselliği ve entelektüel düzeyiyle de, sanat şaheseri filmleri bireyden topluma giden sosyolojik saptamalardan oluşan tezler niteliğinde ve değerindedir.

Cronenberg, Şark Vaatleri’nde kamerasını derinlerinde binbir giz, hikaye barındıran, irili ufaklı mafyalarının ağlarını tüm ülkeye hatta dünyaya örmeye çalıştıkları Londra’ya çeviriyor. Özellikle SSCB sonrası Rusyası’nda hızla yasadışı güçlerin gerek ülke içi gerekse de sınırlar ötesi ekonomisinde başrol almaya başlamaları bu gücün tehlikeli yayılışını da beraberinde getirmiştir. Soğuk Savaş döneminde ajan avının odaklarından olan şüpheli halk paranoyası yerini pek de farklı olmayan yeni bir paranoyaya bırakır yönetmence. Artık  berber ya da lokantacı, Türk ya da Çeçen olsun herkes mafyayla dolaylı ya da dolaysız bir ilişkide olabilir. Ortamdaki kaos arttkça kazanan-kaybeden ayrımı da bulanıklaşır. Bu belirsiz gayya kuyusunda güçlü için de, güçlü olmaya çalışan için de yarının garantisi yoktur. Menfaatler ve o anki özel dinamikler ölçütünde taşlar yerlerinden kolayca oynayabilir. Karakterler matruşkavari paravan yüzlerinin ardında gizler, pislikler, yufka yürekler barındırırlar. İyi kötüye, kötü de iyiye evrilebilir her an. Tam da mafyanın beslendiği ortamdır bu.

Cronenberg’in ele aldığı mafya grubunu daha çok yerel diye adlandırabiliriz. Mafyanın egemen güçlerinin iplerini sıkı sıkıya tuttukları, küçük bir çıkar sahnesindeki kuklalar sanki filmdeki mafya grupları, onların etkiledikleri masum insanlar.

Köylerinde tüm ailesini belki de geleceğini kanlı hesaplarda yitirmiş genç ruhlar, kentte yine benzer yapıların masum kurbanları oluyorlar. Öylesine güvenden yoksun bir düzen ki, tüm umutlar yurtdışında aydınlık bir gelecek hayaliyle ayakta tutulmaya çalışılıyor. Çoğu ümitlerini ve bazen canlarını yitirirken bu hengamede, sistemden çıkan beklenmeyen bir dinamiğin etkisiyle ölüm kimi canlar için hayata yeniden doğuşun ön safhası veya simgesi olabiliyor.

Yönetmen artık kendine özgü addedebileceğimiz bir renk ve ışık kullanımı yoluyla hikayesinin gücüne ve etki derecesine katkıda bulunuyor. Nerdeyse filmin tüm karelerine hakim pastel renk kullanımı, Londra’nın kendine özgü ayaz ve mat hava durumu, filmdeki karakterlerin davranışları tekinsiz ve dingin bir ortam yaratıyor. Buz görünümlü oyuncular, sanatkarlığın sınırlarını zorlayan fevkalade stilize kanlı cinayet sahneleri, senaryo akışı ne kadar klişe olsa da yönetmenin konunun günlük hayattaki gerçekçiliğini cesurca, hakim ve modern bir yorumla sunuşu bu sefer de bizdeki kurgu-gerçek ayrımını zorlaştırıyor. Yönetmen ayrıca mafya raconuna da hakim bir poetre çiziyor. Mafyanın genel geçer ama yıkılmaz acımasız kurallarını, işleyişini etkileyici bir dersine çalışılmışlıkla aktarabiliyor. Bakmaya dayanılmasının mümkün olmadığını düşünebileceğimiz cinayet sahnelerini öyle bir estetik ve racona uygunlukla görselleştiriyor ki, ne iğreniyoruz ne de şiddeti yüceltiyoruz. Bu piyasada işler böylesine bir sertlik ve acımasızlıkta yürür diyor en basit haliyle. Zaten yönetmen filmlerinde devamlı olarak vücuttaki deformasyon ile bireyin ruhundaki ve toplumdaki erozyonu simgeleştirip, şiddeti bir anlamda mesaja hizmet eden aracı bir unsura dönüştürüyor.

Cronenberg’in hızlı kurguya hiç yüz vermeyen sade, dingin kamerası Londra’nın arka sokaklarında, işlek caddelerinde, kapalı mekanlarında, çeşit çeşit insanı arasında gezinirken fonda da tekinsizliği tetikleyecek karanlık ve gizemli bir müzikle olayların ciddiyetini, olabildiğince soğuk, rafine edilmemiş bir şiddet eşliğinde iletmeye çalışıyor.

Bu sarmallaşan mafyalaşmanın tüm dünyaya ihraç edilecek bir sorun olduğunu görmemiz gerektiğini bir kez daha sert bir şekilde hatırlatıyor bizlere Cronenberg. Ve toplumun büyük bölümünü oluşturan herşeyden habersiz masum canların nasıl bir anda mafyanın, yasadışı güçleirn piyonları, kurbanları olabilecekelerini; hiç düşünülmeyen ve planlanmayan bir zamanda yolların talihsiz bir şekilde kesişebileceğini söylüyor.

Cronenberg son iki filminde derdi olan şiddetin doğasından çok gelişim ve eylem aşamalarına odaklanmış Şark Vaatleri’nde, Şiddetin Tarihçesi’ne nazaran. İnsanın en ilkel dürtülerinden olan gizli kalmış şiddet gerçeği yanında, şartların zorlamasıyla da şiddetin hayata beklenmese de dahil olabildiği çıkarımını yapıyor Cronenberg. Bizlerde bu büyük sanatçının sanat eserlerinin büyüklüğü karşısında eğilip, yaptığı insana dair çok önemli çıkarımları aklımıza kazıyarak hayatın gerçeklerine doğru yol alıyoruz.

Yönetmen: David Cronenberg / Senaryo: Steven Knight / Oyuncular: Naomi Watts, Viggo Mortensen, Sinéad Cusack, Viggo Mortensen, Vincent Cassel, Armin Mueller-Stahl / Yapım: Büyük Britanya, Kanada, ABD, 100dk (2007) Türkçe İsmi: Şark Vaatleri

Yorum yaz

E-postanız katîyen yayınlanmayacak ve paylaşılmayacak. Doldurulması gerekli alanlar * işaretiyle işaretlenmiştir.

*
*