07 Kas

Aleksandra

Aleksandra yaşlı, bir ayağı çukurda, hayattan bezme noktasına vardı varacak, biraz huysuz, sert ama yeri geldiğinde alabildiğince anaç, insaniyetli bir Rus kadını.

Eleştiri

Bu zatı muhtereme sorsalar, yaşayan en büyük yönetmenler kimdir diye, o listede adı sanı pek bilinmese de, olmazsa olmaz diyebileceğim isimlerden birisi kesinlikle yaşayan efsane Alexander Sokurov’dur. Minimalist sinemanın özünü kavramış, kendi farkındalığını beyazperdeye her filminde yansıtabilmiş çok özel bir isim o. Son dönem filmlerindeki Rusya’ya ve dünya ahvaline ağıt yakma (zaten bunlar vazgeçilmez konularıdır) istikrarını sürdürdüğü Aleksandra filmiyle son mucizesini biz sinema aşıklarına armağan etmiş bulunuyor.

Hemen konuya geçersek, Aleksandra yaşlı, bir ayağı çukurda, hayattan bezme noktasına vardı varacak, biraz huysuz, sert ama yeri geldiğinde alabildiğince anaç, insaniyetli bir Rus kadını. Film günümüz bitmek tükenmek bilmeyen Rus-Çeçen savaşının en sıcak hissedildiği tampon bölgelerden birindeki askeriyede subay olarak görevli ve 7 yıldır görmediği torununu görmek üzere yola çıkan Aleksandra’nın hikayesi diye özetlenebilir. Ama konu bir aydın kimliğindeki, gerçek sanatçı Sokurov olunca Aleksandra’nın sadece karakterden ibaret bir unsur olmadığı, onun gözünden veya onun aracılığıyla daha da büyük bir resme bakabilmemizin amaçlandığı ortada. Aleksandra ilk olarak askerleri taşıyan bir tren aracılığıyla askeriyeye gitmek amacıyla yola çıkıyor. Tren dışındaki ve içindeki görüntü dahi ilk andan Sokurov’un derdini anlamamız için ilk ipucuyu elimize vermiyor, yavaştan yüzümüzü okşayan bir tokatla yapıyor bunu. Er olarak görevli askerlerin nerdeyse hepsi daha çocuk denilecek yaşta. Hayatlarının gelişim açısından en önemli ergenlik dönemlerini bitiremedikleri görüntülerinden anlaşılıyor. Komutanlarının bakış açılarından çıktıkları anda birbirleriyle çocukça şakalaşmaları, askerlik görevini yaptıklarını unuturcasına ve o üniformayı ve baskıyı hissetmiyormuşçasına, yaşayamadıkları gençliklerinin yarısında, başında, son demlerinde zorla ve anlamsızca alındıkları askerlik görevinin hayati önemini kavramamız için ilk adım oluyor.

Olgunlaşamadıkları ikircikli duruşlarından, tavırlarından belli. Aleksandra’nın hüzün dolu bakışlarıyla kamera, trenin hareketlenip, koşuşan, birbiriyle şakalaşan askerlerin görüntüsünden uzaklaşırken, bu seferde bambaşka, az önceki görüntülerle tam bir tezat oluşturacak insan halleriyle; sıkıcı, basık, tekin olmayan ve eski bir tren vagonunu gözleme koyuluyoruz (burada tren için kullanılan sıfatlar size başka birşeyi çağrıştırmıyor mu?). Burdaki askerler gülmüyorlar, birbirleriyle şakalaşmıyorlar hatta çoğunlukla konuşmuyorlar. Hepsi ayrı bir yere savrulmuş, üzerlerinde her daim komutanlarının (acaba bu neyi temsil ediyor?) baskısı, yüzlerinin her çizgisine umutsuzluk, acı, özlem, pişmanlık, yorgunluk, amaçsızlık, eziklik yerleşmiş askerlerin (peki bunlar kimlerin sembolleri?) görüntüleri Sokurov’un dehasını daha ilk andan kanıtlıyor bana kalırsa. İnsanın doğasına, hayata bakışına, sistemin insan üzerindeki etkilerine hayatı boyunca aklını yoğunlaştırmış bir sağduyu örneği olan Sokurov, bu sahnede de yavaştan alıştırdığı suratımıza okkalı bir yumruk indiriyor. Ardarda iki uzun plan sekans ve içerdikleri görüntülerdeki karakterlerin aynı üniformayı giymelerine rağmen ikisinde de birbirine taban tabana zıt ruhsal kompozisyonlarla amacını on ikiden vuruyor yönetmen. Filmin sadece o ana kadar ki kısmı bile başyapıtlık bir kısa film havasında. Bu askerler daha çocuk, oyun sahalarından kulaklarından tutarak, kesin otoriter emirlerinizle ayağınıza, mekanınıza, ortamınıza çağırdığınız bu erler daha olgunlaşmamış, hayatı bilmiyorlar. Daha en baştan karamsarlık, hayata küskünlük, onlara “armağan ediliyor”. Bir saniye önce bastırmak zorunda kaldıkları enerjiyi dışarıya abartıya kaçarak ve hakları olarak haykıran erler, bir saniye sonra o küçücük yaşlarında hayat yükünü omuzlamışçasına yorgunlaştırılmış, sistemin boyunduruğu ve sımsıkı disiplini karşısında gitgide benzeştirilip aynılaştırılmış, duygusuz fabrikasyon ürünlerine dönüştürülmüş halleriyle karşımızdalar. Tamam iki farklı görüntüdeki erler aynı askerler değil ama onlar da askeriyenin kapısından içeri adımlarını attıkları andan ya da karşılarına bir üst rütbede birisi çıktığı ilk anda ışık hızıyla o moda girecekler, kabullenecekler, kabul ettirilecek otoritenin varlığı.

Aleksandra’nın askeriyeye vardığı andan itibaren de askerlerin yaşamlarıyla ve savaşın hissettirdikleri ve dönüşüme uğrattıklarıyla iç içe oluyoruz. Artık dört bir yanımız askeriye sınırları, ilk andan itibaren ağırlığını hissettiren bir otoritenin varlığı mekanın kasvetine de çok “olumlu” etkiler yapmıyor zaten. Aleksandra da önce torunuyla karşılaşıp onu incelemeye başladıktan sonra, yavaş yavaş askeriye sınırları içerisinde ve dışarısında dolaşmaya başlıyor. Yaşının, misafir oluşunun ve umursamazlığının katkılarıyla istediği gibi hareket edebiliyor. Ve gözlemliyor, soruyor askerlere, sorguluyor, eleştiriyor, beğenmediğini itiraf ediyor. Tüm bu otorite altında ağızlarına devlet mühürü vurulmuş diğerleri için bu çok garip, olağandışı ve tekin olmayan eylemler. Ama Aleksandra dinlemiyor ve askerler de gereken saygıyı sunuyorlar. Tüm bu yaşlıya hürmet, yaşlı olanın deneyimleriyle çok daha incelikli eleştiri ve gözlemler yapabilmesi, başına buyrukluğu karşısında çok da onu önemsemeyen, dediklerini can kulağıyla dinleyip, ciddiye alan kimsenin olmayışı da bazı imgelemleri çağrıştırmaya başlıyor. Aleksandra aslında SSCB’nin temsili. Saygı görüyor geçmiş güzel günlerin hatırına ama çok da önemsenmiyor popüler akımlar tarafından. Artık demode olmaya yüz tutmuş, farklı bir dünyada takılıp kalmış.

Ayrıca sadece Aleksandra’yı izleyen kamera aracılığıyla hissetmiyoruz savaşın gencecik canları hayatlarından zoraki kopartıp, tek tipleştirdiği gerçeğini. Özellikle torunuyla olan iletişimi veya dünya görüşlerindeki farklılık da özetliyor bazı gerçekleri. Torununun gençliği, yakışıklılığı, gelecek vaat edecek zeki duruşuna karşın, askeriye içerisinde yılların verdiği bezginlik, tamamen sistemin kapanlarında zekayı, düşünceyi, farkındalığı, insaniyeti ve en önemlisi duyguyu bırak(tırıl)ması karşısında nasıl solduğunu ve amaçtan yoksunlaştığını görüp nasihatler etmeye çabalıyor. Ama nafile. Belki torunu da diğer askerlerde istiyor ama bu bireyin isteğiyle gerçekleşen bir işleyiş değil. Çok daha büyük güçlerin elinde iplerin olduğu bambaşka bir durum.

İçerde anlamsızca yıllardır süren bir iç savaşın yankılarına, etkilerine her an maruz kalırken askerler; sınır ötesindeki sivil hayatta durum farklı. Aleksandra sınırı geçip, herkesin şaşkın bakışları arasında dış dünyaya ilerlediğinde birbirine taban tabana zıt bir kültürel ortamla tanışıyor. En başta buradaki çocuklar gülüyorlar, hayat dolular. Savaşın izlerini hissediyorlar belki ama her an değil. Çok daha bilinçli ve kültürel anlamda birbirine bağlı bir toplumun çocukları izlenimi veriyorlar. Savaş için şartlandırılmış ve hayatları karartılmış gençlerle rastlaşmıyoruz. Aleksandra’nın tanıştığı ve kendisine yardım eden Çeçen kadın ise filmin insanlığımızın en hassas yerlerini okşayan mesajını veriyor, bu berbat dünyada küçük de olsa bir umut oluyor. Erkeklerin savaştığını ama kadınların aralarında anlaşabileceklerini, sorunları çözebilme arzusunda ve yüce gönüllüğünde olabileceklerini söylüyor. Aleksandra şaşkın. Askeriyede hiç tanımadıkları kendilerine göre düşman bellettirilen bir toplum karşı topyekün savaş halinde bekletilirken, başka bir dünyada hiç tanımadıkları bir dünyada kendilerine düşman diye tanıtılmaya çalışılan toplumlara dostluk eli uzatanları izliyoruz. Sokurov bir kez daha iki farklı şablon gösteriyor bize. Aradaki fark okkalı bir tokat daha oluyor, ama bu sefer içinde insanlığımız fark etmemizi sağlayan bir gizem de barındıran. Artık kim keşfetmek isterse?

Film Hakkında

Yönetmen, Senaryo: Aleksandr Sokurov
Oyuncular: Galina Vishnevskaya, Vasily Shevtsov, Raisa Gichaeva
Yapım: Rusya, Fransa (2007)
Süre: 137dk.
Konu: Yaşlı bir kadın, Çeçenistan’daki asker torununu ziyaret etmek için bir tren yolculuğuna çıkar.

Yorum yaz

E-postanız katîyen yayınlanmayacak ve paylaşılmayacak. Doldurulması gerekli alanlar * işaretiyle işaretlenmiştir.

*
*